| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
efsanelerRSSYorum RSS
Yazılar arşiv 02.2008 Other entries in 2008-02 resimler , videolar

Denİzİn ÜstÜnde Ucak Kazasi 


http://rapidshare.de/files/9345191/v...azas_.wmv.html

Denİzİn ÜstÜnde Ucak Kazasi 


http://rapidshare.de/files/9345191/v...azas_.wmv.html

İnanılmaz... 

GördükLerime ve DuydukLarıma İnanamadım.. Bide Siz Bakın..

http://www.edepom.com/down.php?mod=d...0122005814.wmv

Bebeğin Yarım Kalan Öyküsü 

5 Ekim: Bugün var edildim. Buradayım. Varım. Müthiş bir duygu bu. Var olduğumu henüz annem ve babam bilmiyor.

Bir elma çekirdeğinden bile küçüğüm. Ama ne de olsa, ben benim. Varım ya! Bu bana yetiyor. Henüz bedenim belli belirsiz, yüzüm yok ama, varlığımı ve benliğimi hissedebiliyorum. Bir kız olacağım ve baharda çiçekleri seveceğim.

19 Ekim: Biraz büyüdüm. Kımıldamam mümkün değil. Annem henüz farkında değil ama onun kanıyla besleniyorum. Kalbini dolaşıp gelen sımsıcak kan bana geliyor. Beni sevecek bir kalbin kıpırtılarını şimdiden hissediyorum. Annem beni çok sevecek. Annem için güzel bir sürpriz olacağım.

23 Ekim: Hiç göremediğim bir el ağzımı biçimlendirmeye başladı. Dudaklarımda onun dokunuşunu hissediyorum. Bu "el"in dokunduğu yerler dudağım damağım oluyor. Düşünün bir yıl sonra bu elin dokunduğu yerde tebessümler açacak, güleceğim. Dudağımdan ve dilimden sözler dökülecek. Herhalde önce "Anne!" diyeceğim. Anne duyuyor musun beni? Seninle konuşacağım. Sana güleceğim. Kimilerine göre hâlâ daha var değilmişim… Nasıl olur? Varım ve gülücükler sunacak dudaklarım da olmak üzere ya… Hem sonra bir ekmek kırıntısı ne kadar küçük olursa olsun yine ekmektir. Öyle değil mi anneciğim? Ah bir konuşabilsem!

27 Ekim: Bugün pek mutluyum. İçimde tatlı bir kıpırtı başladı. Artık bir kalbim var. Kalbim atmaya başladı. Hayatım boyunca böyle atıp duracak. Sevgilerle dolduracağım kalbimi. Tıpkı anneminki gibi... Annem bedeninde iki kalbin birden atmaya başladığını bilseydi ne kadar sevinirdi! Duyuyor musun anne?

2 Kasım: Her gün biraz daha büyüyorum. Kollarım ve bacaklarım da biçimlenmeye başladı. Hele bir büyüsün kollarım bak nasıl kucaklayacağım seni anneciğim. Şu ayaklarım da tamamlansın da, beraber çiçekli bahçemizde yürürüz. Belki birlikte okula gideriz.

12 Kasım: Ah evet… Bunlar, bunlar ne kadar sevimli ve küçük şeyler. Aman Allah'ım parmaklarım da çıkmaya başladı. Bunlarla çiçek toplayacağım, annemin elini tutacağım, kalem tutacağım. Belki de güzel bir şiir yazacağım. Anneciğim, orada mısın? Ellerimi ellerinin arasına koymak için sabırsızlanıyorum.

20 Kasım: Oh, nihayet.. Annem doktora gitti. Burada olduğumu öğrendi.. Yaşasın! Doktor teyze özel bir cihazla gördü beni. Ultrason diyorlarmış. Resmimi bile çekti. Sevinmiyor musun anneciğim? Seneye kalmaz kollarının arasında olacağım…

25 Kasım: Artık babam da burada olduğumu biliyor. Fakat henüz kız olduğumun farkında değiller. Onlara sürpriz yapacağım..

10 Aralık: Bugün yüzüm tamamlandı. Artık iki güzel gözüm, bir küçük burnum, dudaklarım ve yanağım var… Anneme benziyorum galiba…

13 Aralık: Artık çevreme bakabiliyorum. Etrafım çok karanlık ama olsun. Yine de mutluyum. Yaşıyorum ve varım. Kısa bir süre sonra gün ışığını görebileceğim, renkleri ve çiçekleri tanıyacağım. Rüyamda gördüm. Dünyada gökkuşağı diye bir şey varmış.. Onu çok merak ediyorum.. Anneciğim, babacığım sizin yüzünüzü de göreceğim. Tanışacağız…. Mutlu olacağız. Gülüşeceğiz..

24 Aralık: Kulaklarım daha iyi duyuyor artık. Anneciğim, senin kalbinin seslerini duyuyorum. Benim kalbimin atışlarını da sen duyabiliyor musun? Hatta sesini bile tanıyabiliyorum. Sesin ne kadar tatlı… Hiç duymadığım bir şey bu… Güzel ve sağlıklı bir kız olacağım. Kollarında uyuyacağım, yüzüne bakacağım, o tatlı sesini dinleyeceğim. Benim için ninni de söyleyecek misin anneciğim? Sen de beni özlüyorsundur mutlaka… Beni koklayacaksın.. Çok seveceksin, değil mi?

28 Aralık: Anne burada bir şeyler oluyor. Doktor abla neden mutsuz bakıyor böyle... Sen acı çekiyor gibisin. Kalp seslerin değişti... Sustun. Benimle niye konuşmuyorsun anne? Anne… Anne… Anneciğim… Yüzümde soğuk bir şey hissediyorum. Anne, yüzümü parçalıyorlar... Anne bir şeyler yap… Anne… Kolumu çekiyorlar anne… Canım yanıyor anne... Anne… Ayaklarımı parçalıyor bu şey anne... Beni sana bağlayan damarı kopardılar anne… Anne kalbimi parçalıyorlar… Anneciğim… Anne… Anne… An…

Ah! Kürtajınız ta-mamlandı hanımefendi. Geçmiş olsun !..

DÜnyanın Yedi Harikası 

İnsanların çağlar boyunca hayran kaldıkları büyük eserler, asırlar boyu sanatçılara ilham, onlara yaklaşma ve onları geçme, daha iyisini ve daha güzelini yapma arzusu vermiştir. Tarihi açıklayan, insan gücünün ve kabiliyetinin tanıkları olan bu şaheserlere ilgi duymayan nesiller, yaratıcılıklarını kaybetmişler, içinde bulundukları nesillerin medeniyet yarışında geri kalmalarına sebep olmuşlardır. Bu sebeple, bütün dünya için eşsiz birer kaynak ve hazine olan bu eserlerin bilinmesinde büyük faydalar vardır.

Tarihçiler, yazarlar ve sanatkarlar, yüzyıllardan beri "Dünyanın en büyük ve en güzel anıtları hangileridir, nerede, ne zaman ve niçin yapılmışlardır?" sorularına cevap aramışlardır.

M.Ö. 4. yüzyılda Sidon'lu Antipatros ilk defa, kendi çağında yeryüzünde mevcut olan yedi büyük ve güzel anıtı "Dünyanın Yedi Harikası" olarak adlandırmıştır. Heykeltraşlık ve mimarlık şaheseri olan bu eserler şunlardır:



* Mısır Piramitleri
* İskenderiye Feneri
* Babil'in Asma Bahçeleri
* Efes'teki Artemis Tapınağı
* Olimpos'taki Zeus Heykeli
* Kral Mausoleus'un Mozolesi
* Rodos Heykeli


Antipatros'un, yaşadığı çağda dünyanın başka yerlerine gitme imkanı olsaydı, belki de bu harikaların sayısını iki, üç katına çıkarırdı. Ancak, sadece tanıdığı yerlerde gördüğü bu eserleri yedi harika olarak tanımlamıştır.

Ne yazık ki bu eserlerden günümüze sadece Mısır Piramitleri ulaşabilmiştir. Diğerlerinin ise kısmen kalıntıları bulunabilmiş ve hatta bazıları tamamen yok olmuşlardır.

Daha sonraki yüzyıllarda bazı tarihçiler "Dünyanın Yedi Harikası"na denk başka eserler olduğunu ve bu sayının arttırılıması gerektiğini dile getirmişler, Çin Seddi'ni, Ayasofya'yı, Maya ve Aztek tapınaklarını, Taç Mahal'i, Sultanahmet Camii'ni ve diğer bazı eserleri de harika sanat eserlerinin arasında saymışlardır.

Unutmamak gerekir ki, bu eserleri değerlerine, üstünlüklerine göre bir sıraya koymak mümkün değildir. Yaş farkı gözetmeksizin her insanın harika sıfatını almış bu eserleri tanımasının, bu eserlerin ortaya çıkmasındaki ortam, yaşam tarzı ve inanışları bilmesindeki faydaları küçümsenemez

Karabasan Gerçeği 

KARABASAN GERCEGi
BiR GENCiN YASADIKLARI


Uyandiginiz halde yataktan kalkamamaniz, bir guc tarafindan hareketlerinizin engellenmesi, kipirdayamamaniz yada konusamamaniz, bagirmaya calistiginiz halde sesinizin tum cabalamalariniza ragmen cikmamasi, bu sure zarfinda cesitli sesler ve halusunasyonlar gormeniz yani, halk arasinda Karabasan diye tabir edilen olay.
19 yasindaydim. O zamana kadar karabasanin ne adini ne sanini duymustum. Ilk yillar sesli ve goruntulu yogun bir sekilde yasadim. Ailecek panik icerisindeydik. Caresizlikten herkezin verdigi akli uygulamaya koyulduk.Bu arada cok komik olaylar da yasadim. Dortyol agizlarina sekerli sular doktum, yatagimin altinda kuranla uyudum o olmadi bicakla uyudum o olmadi makasla uyudum o da olmadi hocaya gittik bana muska yazdi. O olaydan sonra yogunluk azaldiysa da tam olarak kesilmedi.Cahil insanlar da degiliz ama nedense o zamanlar hic aklimiza bir psikologa danismak gelmedi . Cunku birazdan anlatacagim seyler cok mistik doga ustu olaylardi.



Her olay sonrasinda yataga oturup '' Neden Ben?'' diye aglardim. Ne yapmistim acaba.Neden boyle korkunc olaylar beni bulmustu.Bu konuyu her ne kadar arastirdiysam da bir sonuca ulasamamistim. Gorduklerim ruya miydi acaba? Kendimi cok tahlil ettim .Her defasinda gozlerim acik bulundugum mekani cok iyi gorebiliyordum. Fakat bir turlu ne hareket ediyor ne de bagirabiliyordum.Hadi hareket edip bagiramiyorum tamam ama o anda duydugum sesler ya da gordugum goruntuler beni zivanadan cikariyordu . Yasadiklarimi arkadaslarima anlattigimda pek inanan olmadi.Benim gibi karabasanlar tarafindan basilanina da rastlayamamistim. Bulundugum mekani degistirirsem belki yarari olur deyip yurtdisina ciktim olmadi evlendim yine olmadi. Dindar bir teyzemize bu konuyu anlattim. Teyze bana Kuran dan bazi ayetler okudu. O gunden sonra olaylar kesildi.Arasira yine bu olayi yasasamda eskisi gibi degil artik..

Basimdan gecenleri bir internet sitesinde 4-5 satirla ozetledim.Bu konuda yuzlerce mesaj aldim.Bir kismi cinlerle ilintili oldugunu soylerken, diger kismi beyinsel fonksiyonlarla iniltili oldugundan bahsettiler. Buyuk cogunluk ise basindan bu tarz olaylar gecen insanlardan aldigim mesajlardi. Hepsi de benden bu konuda yardim istiyordu. Hal boyle olunca kayitsiz kalamadim ve bu siteyi yapmaya karar verdim.Benim yasadiklarim korkunctu hic bir yerde cevap bulamamistim daha da kotusu bu olayin yalnizca benim basima geldigini saniyordum.Ama simdi biliyorum ki bu olayi bir cok insan yasiyor .Turkiye'de bu konuyla ilgili ne bilimsel ne de dinsel bir bulguya rastlayamadim. Tahmin edersinizki bu olay yalnizca Turk insanin basina gelmiyor. Amerika'da bu olaya SLEEP PARALAYSIS adi verilmis.

Bir grup insan bu olayin cinler tarafindan yapildigini, diger bir grupsa bu konunun beyinle ilgili olup adinin uyku felci oldugunu savundular.Ben her iki grubun da aciklamalarina yer verecegim. Bu konuda bilgisi olanlarin bilgilerini bizimle paylasmalarini da isteyecegim.Ayrica basinizdan gecen deneyimlerinizi de bana yazabilirsiniz.Yalniz bildigimiz bir sey var ki her ne ise, Dunyanin her yerinde bu olayi insanlar yasiyorlar. Eger bu olaylar surekli basiniza geliyor ise benim size tavsiyem hastahanelerin neurology klinigine gidip bir beyin filmi cektirmeniz.Hepinize karabasansiz gunler dilerim.

KARABASANLA iLK TANISMAM
19 yasima gelene kadar Karabasan'in ne adini ne de sanini duymustum. Taki o geceye kadar... Gece uzerimde hissettigim iki elin baskisiyla uyanmistim.O iki el beni yatakta hafifce saga sola salliyordu. .Duvara dogru donuk yan yatmis vaziyette oldugum icin arkamdakinin kim oldugunu anlayamadim. Arkama donmek istedigimde kipirdayamadigimi farkettim.Hareket edemiyordum.Cok uykum oldugu icin fazla ustunde durmadim gelenin annem oldugunu zannedip uykuma devam ettim.O gun ilk karabasan deneyimimi yasamistim.
ONA DOKUNDUM
Ertesi gun gece bir durtuyle uyandim ve gordugum manzara karsisinda dehsete dustum. Kapkaranlik odanin icerisinde bir cift korkunc goz bana bakiyordu.Yerimden firlayip isigi acmak icin davrandim ama kipirdayamadigimi hissettim.Ne kadar cabalarsam cabalayim bir guc beni tutuyordu.Ciglik atmaya calistim nafile, sesim solugum cikmiyordu.Sadece gozlerimi oynatabiliyordum ve o seyle goz goze gelmemek icin baska yerlere bakiyor bir yandan da yataktan kalkmak icin ugrasiyordum.Bir muddet sonra cozuldugumu hissedip yataktan firladim.Annem yanima geldiginde agliyordum.Beraber yattik.Ben kolumu yataktan disari cikacak sekilde basimdan yukari dogru atip yatttim.Birden avucuma yumusak bis sey degmeye basladi.Sanki satene benzer yumusak bir kumasti.Giderek agirlasmaya ,agirligin etkisiyle de kolum yavas yavas assagi cekilmeye basladi. Kolumu hemen geri cekmek istedim ama o anda yine kipirdayamadigimi farkettim .Ama korkmuyordum, ne de olsa yanimda annem vardi.Icimden ufak capli bir kufur ettim.Iste o anda hayatimin hatasini yapmistim.Korku filmlerindeki tarzdan bir gurultu kulaklarimda yankilanmaya ve cinlamaya basladi neye ugradigimi sasirmistim ayni zamanda beni yatagin icinde bir saga bir de sola hizli hizli salliyordu..Yatagin icindeki sallantimdan annem uyanip beni tuttu ve o anda kendime gelebildim.Resmen carpilmistim.
TELEFONDAKi SES
Bir gece basucumdaki telefonun sesiyle uyandim telefona dogru hamle yapmak istedigimde kipirdayamadim.Telefonun acildigini hissettim telefonu goremiyordum.Ahizeden bir ses gelmeye basladi.Ses enistemin sesiydi ve sacma sapan seyler konusuyordu.O anda telefonun gercekte calmadigini ve o konusanin gercekte enistem olmadigini anladim .Yataktan firlayip kalktigimda telefon kapali duruyordu.
KOLTUKTAN GELEN SES
Ablam yurtdisinda yasiyordu .Bir gece yatarken acaba onu dusunsem telepati kurabilirmiyim dedim.O anda ayak ucumdaki tek kisilik koltugun uzerinden bir ses geldi . '' Ohoooo kizim onlar coktan uyumustur'' Birden koltuga baktim hic kimse yoktu ama orda birisinin oldugunu seziyordum yine hareket etmek, bagirmak icin cetin bir mucadele vermistim
CADI
Babaannemin bizde kaldigi bir gece, karsimda uyuyordu.Filmlerden de bildigimiz bir cadi tiplemesi vardir .Hani uzun burunlu ve ceneli, yuzunde kocaman et benleri olan,sivri kocaman sapkali ve supurgeli.Gece uyandigimda bir de ne goreyim o cadi babaannemin ustune cikmis ve kadinin bogazina yapismis bir sekilde cigliklar atiyor.O anda babaannemi oldurdugunu zannettim.Bagirmak istedim kalkmak istedim nafile .Dehset icinde hem onlari seyrediyor hemde kalkmak icin efor sarfediyordum.Kalkip isigi yaktigimda babaannemin misil misil uyudugunu gordum.
BABAMIN KILIGINDA
Bir aksam ustu annemlerin yatak odasinda uzanmis yatiyordum.Birden karabasanin geldigini anladim.Hareket edemiyor, kurtulmaya calisiyordum.O sirada babam iceri girdi.Uzerini cikarip, esofmanlarini giydi , aynanin karsisinda saclarini taradi.Ben hem onu seyrediyor hemde bagirmaya calisiyordum.Oda karanlik oldugu icin beni farkedemedigini dusunuyordum. Kendimi farkettirmek icin epey bagirmaya ugrastim.Bir turlu beni gormuyordu.Saclarini taradiktan sonra kapiyi acip cikti.Bir muddet sonra bulundugum durumdan kurtulup iceri gittim.Babami ariyordum ona alanlari anlatacaktim.Anneme babam nereye gitti diye sordugumda 'Daha isten gelmedi ki !'dedi.
SOGUKTAN TiTRiYORDU
Arkadasimin evinde, sirtim duvara dogru donuk yan yatiyordum. Sabah yorganin hafifce acilip arkamdan birinin yataga girdigini ve titredigini hissettim.Ne oldugunu anlayamadim arkama donmek istedim hareket edemiyordum.Gelen arkadasim olamazdi o karsimdaki yatakta yatiyordu onu goruyordum.Arkamdaki kimse cok usuyordu.Son bi gayretle yataktan firladim ama baktigimda yatakta kimse yoktu.
KENDiMi GORDUM
Sabaha karsi karabasani hissedeerek uyandim.Ayak ucuma dogru duran tv nin ekranindaki yansimadan kendimi ve odayi gorebiliyordum.Birden yanima biri geldi ekrana iyice baktigimda bu kisinin kendim oldugunu gordum.Yatakta yatiyordum ama basucumda benim bir kopyam dikilmis bana bakiyordu.
Yasadiklarim bu kadarla siniri degil ilk etapta aklima gelenler bunlar.Bazen de sessiz ve goruntusuz sadece kipirdayamama gibi durumlarla karsilastim.Geldiginde onemsemezsem yada korkmadigimi anlarsa uzerimdeki baskiyi iki katina cikarirdi.
Hic bir sorunum ya da psikolojik problemlerim yoktu.Gencligimin en guzel en mutlu ve sorunsuz caglarinda baslayiverdi ve 6 yil yogun bir sekilde devam etti.Bunlar ruyada olan seyler degildi.Bir durtu ile uyaniveriyordum.Gozlerim acik gorebildigim kadar bulundugum ortami goruyordum.Korkunc gunler gecirdim.Ama civi civiyi soker derler.Dogru galiba.Onca basimdan gecen olaya ragmen evde tek basima kapkaranlik odalarda hic korkmadan kalabiliyorum.
MUSKA
Olaylar karsisinda caresiz kaldigimiz zaman bir hoca bana muska yazmisti.Psikolojik te olsa biraz rahatlarim diye ilk zamanlar muskayi taktim.Gercektente hergun basima gelen bu olay 4-5 gune inmisti.Uyku durumunda iken bu olay basima geliyor diye muskayi geceligime takiyordum.Gece bir guc tarafindan uyandirildim ustumde yogun bir baski vardi surekli bir ses kalk diyordu duymuyordum ama hissediyordum uykum cok oldugu icin hareket etmek icin direniyor epey ugrastiktan sonra kurtuluyor sonra geri uyuyordum o guc tekrar gelip beni esir aliyordu ben yine ayni mucaleyi verip daldigim anda yine ayni sey.Bir gariplik vardi bi turlu gitmiyordu.Abimin yanina gidip yattim ordada ayni olay surekli bana kalk diyordu. Uyutmuyordu.Aklima muska geldi elimi attim yerinde yoktu.Sonradan diger geceligimde oldugu aklima geldi .Annemi uyandirdim geceligimi sordum . Gece kalktiginda camasirlari makineye atmis benim gecelikte muskayla beraber camasir makinasinda yikaniyordu.Hemen makinayi durdurup muskayi cikardik.Ondan sonra deliksiz bir uyku uyudum.

cehennem sesi 

Rusyada bilim adamlarının deprem araştırması yaparken yerin altından duyduklarını idda ettikleri cehennem sesi. Ben inanmadım ama bide siz bakın



http://www.amightywind.com/mp3/hellscreams.mp3

Altin Kural Degil, Altin Oran 

Altin Kural Degil Altin Oran

Nedir içimizdeki sese "çok hoş bir ürün, güzel bir tasarım" dedirten şey?
Neden bazı arabaların tasarımı, bizim içimizde güven, rahatlık duygusu uyandırır?
Neden birçok kişi iPod'in 4. jenerasyon modeli için "çok iyi tasarlanmış" bir ürün derken, yeni iPod Video için aynı söylemde bulunmuyorlar?
Neden günlük hayatımızda kullandığımız birçok şey, içgüdüsel olarak bizde iyi tasarlamış ürün duygularını yaşatıyor?
Nedir kredi kartları, iPod, posta kartı, bazı BMW modelleri arasındaki ortak tasarım yönleri?

Bu soruların cevabını birçok değişik şekilde vermek mümkün. Sorduğunuz kişinin tasarımcı, mühendis, pazarlamacı ya da tüketici olmasına bağlı olarak, alacağınız cevaplarda farklı olacaktır. Çünkü yukarıda sıraladığım şeylerin hepsi, günlük hayatta kullanılan "ürünler". Peki eğer ben, soruyu biraz daha değiştirseydim, verilen cevaplar değişir miydi? Örneğin ürün diye niteleyemeyeceğimiz ama tasarım olarak "kusursuz" bir yapıya sahip örnekleri sorunun içine koysaydım acaba ne gibi cevaplar alırdım? Örneğin iPod tasarımı ile DNA arasındaki ortak yönler nedir? Ya da eski Yunanlıların inşa ettiği binalar ile insan vücudu arasındaki ortak yönler nelerdir?

Matematiksel Formüle: Altın Oran
Bazı tasarımlar vardır ki insanda bazı özel duyguları uyandırır. Hani üzerimize tam olarak oturan bir giysi gibi. Peki bir matematiksel bir formül var mı böyle bir tasarım için? Yoksa iyi bir tasarım tamamen rasgele, rastlantı sonucu oluşan bir kavram mı?

Gelin kusursuz bir tasarım olan insan vücuduna bir bakalım: Eğer dirseğiniz ile elinizin parmak ucuna kadar olan mesafeyi ölçerseniz ve bu rakamı bileğiniz ile dirseğinizin mesafesine bölerseniz, yaklaşık 1.618 rakamını ulaşırsınız. Peki ya gözünüz ile çeneniz arasındaki mesafeyi, üst dudağınız ile gözünüz arasındaki mesafeye bölerseniz? Evet yine aynı rakam olan 1.618.

Bu örneklerin sayısını artırmak mümkün. Fakat işin ilginç yani bu rakamı hayatımız içinde birçok yerde görmek mümkün. Kelebeklerden, DNA'ya; Piramitlerden, iPod'a kadar birçok yerde. Rastlantı mı? Sanmam!

1.618 rakamının tarihi eski Mısırlılara kadar uzanıyor ve eski Yunanlılar, bu rakamın doğaüstü gücü olduğuna inanmışlar. Bu nedenle, birçok yapı ve eserlerinde, bu rakamı görmek mümkün. Leonardo Da Vinci'nin herkes tarafından bilinen Vitruvian Man (Rönesans Adamı) eserinin neredeyse her karesi bu rakamla dolu. Zaten o nedenle kusursuz görünüyor o çizdiği insan modeli. Eski Yunanlılar, 1.618 rakamına Phi ya da Altın Oran (golden ratio) ismini vermişler. İşte o zamandan günümüze, bu oranı taşıyan eserler, ürünler, yapılar, tasarımlar, insanda "iyi tasarım" duygusunu uyandırıyor.

Bu konuda tasarımdan, mimarlığa; matematikten, biyolojiye kadar birçok makale yazılmış. Hatta Hulya Avsar'in guzelligini bile bu rakama baglayan yazilar gormek mumkun. Fakat benim bu yazı içinde bahsetmek istediğim konu biraz farklı.

Tasarımda içinde hiçbir şey "rastlantı" olmamalıdır. Sırf, göze hoş geliyor veya "iyi fikir" diye bir ürün tasarımına başlamak kanımca yanlış. Özellikle web tasarımında. Sanıldığının aksine, bir sitenin içinde bulunan her pikselin, tasarıma, siteye ve sitenin sahibine bir maliyeti var. Yani, kullandığınız her tasarım öğesinin bir fonksiyonu en önemlisi bir nedeni olmalı. Tabi ki istisnai durumlar var. Örneğin tamamen "duygusal" motiflere yönelik tasarımlar, sanatsal çalışmalar v.b. Fakat bunların sayısı ya da bu tip siteleri ziyaret edenleri sayısı, yukarıda söylediğim tezi çürütecek yönde değil. En azından şimdilik.

Görünüş, fonksiyonu takip eder
Tasarımda eski bir deyim vardır: Görünüş, fonksiyonu takip eder (Forms follows Function). Bu deyim, 18th yüzyılın başlarında Carlo Lobodi ile başlayan ve günümüze kadar uzanan bir tasarım modelini anlatır. Kısaca, tasarımın güzelliğini belirleyen kavram fonksiyonun işleyebilirliği ve kullanılabilirliği ile ilgilidir. Her tasarımcının sorması gereken soru iste burada başlıyor: "Bu tasarım öğesi, bu sitenin hedefini gerçekleştirmesi için ne kadar gerekli önemli?".

Estetik-Kullanılabilirlik Efekti
Tabi ki bu yöntemin sınırlarını bilmek çok önemli. Tasarımda kullanılan başka bir deyim ise Estetik-Kullanılabilirlik Efekti (aesthetic-usability effect). Bu teorideki anlam, estetik tasarımın, estetik olmayan tasarıma oranla kullanımını kolay olduğudur. Estetik tasarım, kullanıcı ile ürün arasında pozitif bir ilişki oluşturmaya yarar ve bu pozitif ilişki, ürünün oluşturabileceği bazı hataların, kullanıcı tarafından hoş görülmesine yol açar. Japonların söylemi ile "Güzel kadının hakareti, çirkin kadının iltifatına tercih edilir". Bu söylemin ne kadar doğru olduğunu bilemiyorum ama tasarımda sınırların iyi belirlenmesi gerektiğini çok iyi biliyorum.

Maliyet-Kazanç
Yazıyı başka bir teori bitirmek istiyorum: Maliyet-Kazanç (Cost-Benefit Model). Bir websitesindeki interaktif davranış, o kullanıcının o sitede bulunma maliyetine eşit ya az ise gerçekleşir. Yani, hiçbir website ziyaretçisi (bizim gibi tasarımcılar hariç), bir siteyi, sırf güzel grafikleri olduğu için gezmezler. Akıllarında oluşan bir soruya, isteğe, amaca cevap bulmak için siteyi ziyaret ederler. Eğer, siteniz bu amacı karşılayamıyorsa, ziyaretçiler, amacı karşılayacak bir başka siteyi ziyaret etmekte geç kalmayacaklardır. Bu demektir ki, siteniz içindeki her pikselin, size bir maliyeti vardır. Bu maliyet, ziyaretçi kaybı, ürün satamamadan doğacak mali zarar ya da rakip şirketin popülerliği olabilir. İşte bu nedenle, siteniz içinde yer alan içerik, grafik ya da herhangi bir öğenin, ziyaretçilerin kazancını maksimize edecek şekilde yerleştirilmesi gerekir.

Peki ya tasarım?
İşin ilginç yani, aynı işi yapan iki site içinde gezinen ziyaretçilere sorulduğunda, neredeyse yüzde 90 ziyaretçi, hedeflerini tamamlayabildikleri sitenin tasarımının daha çekici olduğunu ve sitenin hızlı yüklendiğini söylüyorlar. Bu, bağımsız bir tasarımcının gözünde tam karşıt bir değer taşısa bile. Bu demektir ki, sitenizin ziyaretçilerine yararı olmayan tüm fonksiyonlar, tasarım öğeleri, o ziyaretçi için negatif değer taşımakta.

Websitenizin Yapmadığını iPod Yapıyor
Altın Kural, Görünüş, fonksiyonu takip eder, Estetik-Kullanılabilirlik Efekti ya da Maliyet-Kazanç. Hangi yöntemi takip ederseniz edin, tasarım göreceli bir kavram. Bu göreceli kavramı, elle tutulur rakama çeviren ise "kullanıcı deneyimini maksimize edecek" yöntemler yanı kullanıcı hedefini göz önünde tutan tasarımlar. Bu iPod olsun, insan vücudu olsun ya da websitesi olsun. fark etmez!

anne külünden elmas 

Anne külünden elmas



ABD’de bir firma, ölen kişilerin küllerini yakınları için elmas yüzük ve kolyeye dönüştürüyor.Bir kişinin ölüsünün elmasa dönüştürülmesi için, 226 gram kül yeterli oluyor. Böyle bir takı ise 2700-20 bin dolara mal oluyor. Amerikan LifeGem firması, önce ölülerin küllerini özel bir fırında grafit taşına dönüştürüp daha sonra elmas haline getiriyor.

Firma sahibi Dean Vanden Biesen şimdiye kadar sadece 11 sipariş aldıklarını söyledi ve ‘Yakınlarını mücevher haline getiren kişilerden olumlu tepkiler aldık’ dedi.

Radikal değişim

Cenaze ve ölüm kültürünü değiştirmeyi başardıklarını söyleyen Biesen, Amerika’da artık kişilerin farklı cenaze tarzlarına ilgi duyduklarını söyledi. Firmanın başarısının cenaze endüstrisindeki radikal değişikliğe örnek olduğunu söyleyen Ulusal Cenaze Direktörleri Derneği’nin eski Başkanı Mark Musgrove ‘İnsanlar artık üzüntülü cenazelerin yerine yakınlarını hatırlayabilecekleri daha farklı şeyler arıyorlar’ dedi.

İnanması güç ama

Sevilen kişinin küllerinden elde edilen elmas daha sonra altın veya platinle yüzük, kolye, broş gibi takıya dönüştürülüyor.

Kaynak : Hürriyet

hayvanat bahçesindeki ayıı 

Arkadaşlar ayı kadını demirlerin arkasından yakalio ve bacağını mahvediyo....

http://movies26.enwhore.com/polarbearattack.wmv